Hoşgeldin Bebek


Hamileliğimi 6. haftada öğreniyorum, yaptığım 3 testte de pozitif çıkınca ancak emin olup ilk şaşkınlığımızı yeniyoruz. Oysa ilk şaşkınlık daha büyük şaşkınlıklara doğru büyüyormuş, daha bilmiyorum. Hamilelik, doğum, bebek bakımı hepsi tek tek geliyor aklıma. Sonuçta ilk günlerde sürekli yeni şaşkınlıklar yaşıyorum.

Son haftalarda yaptığım yoğun yoga seanslarını, gece dışarı çıkmaları düşünüyorum. Özellikle ters duruşlar ve kondisyon çalışmalarımı düşündükçe hala aklım almıyor. Üstelik daha geçen hafta hayatımın en ağır vertigo atağını geçirmiş, acile gittiğimde 4 saat bekledikten sonra beni daha da kötüleştiren bir hap vermişlerdi. Neyse ki ertesi gün kullanmamıştım. Daha sonra ise dostlarımız sayesinde bulduğumuz başka bir hap beni dünyaya geri getirmişti. Bir iki tablet aldıktan sonra iyileşmeye başlayınca neyse ki onu da hemen bırakmıştım. Şimdi kullandığım tüm ilaçları da eklersek, benim için durum daha da karmaşık bir hal alıyor. Hemen bir doktor görmeli, her şeyi öğrenmeliyim, diye düşünüyorum.

İngiltere’de duyduğum tüm doğum hikayelerinin son derece kötü olması ilk anda gerginlik sebebim oluyor. Çünkü burada her şey çok farklı, ebe (midwife) kontrolünde süreç ilerliyor ve normal doğum için her şey göze alınıyor, hatta evde doğumu olabildiğince yaygınlaştırmaya çalışıyorlar. Ayrıca Türkiye’de olduğu gibi ilgiyi bulmak çok zor. Direk doktora gitme şansımız olmadığı için daha önce kaydımı yaptırdığım bir çeşit sağlık ocağına (GP) gidiyoruz. Doktoru görüp sormak istediklerimi sormak, bebeğin de iyi durumda olduğunu öğrenmek istiyorum haklı olarak. Fakat bize kocaman gülümsüyorlar ve tebrik ediyorlar. Biz de gülümsüyoruz, elimizde bir dergi ve telefon numarasıyla çıkarken gülümsemeye devam ediyoruz. Sonra gülümsememiz donmaya başlıyor, çünkü ebe’yi arayıp randevu alacağız ve ancak onunla görüşebileceğiz.

Hep demiyorlar mı, hamilelik hastalık değil, normal hayatınıza devam edin diye, tamam biz de devam ederiz. Eve dönünce dergiyi okuyorum ve acaba şimdi bana ne olacak diye bekliyorum. Kusacak mıyım, sürekli uyuyacak mıyım, garip duygu durumlarına mı bürüneceğim? Yok, hiç biri yok.

5. Haftanın sonuna doğru aynı şekilde çok sağlıklıyım. Bundan cesaret alıp otobüsle Londra’ya gidiyoruz 3 günlüğüne. Sabah 4’te otobüse biniyoruz, gece geç dönüyoruz ve günde ortalama 15-20 bin adım atıyoruz. İşte böylece başımın sol tarafına, nasıl söylesem, manyak bir ağrı konuk oluyor. İyi söyledim, az bile söyledim…

Eve döndüğümüzde ise nur topu gibi yeni bir vertigo atağı karşılıyor. Karnımda bebek mi büyütüyorum, vertigo mu belli değil. Geçende imdadıma yetişen hapı kokluyorum, seviyorum, kucağımda sallıyorum ama içemiyorum. Doktoru da göremiyorum!

Biliyorum ki, İstanbul’da olsaydık şimdiye kadar en az 2-3 kez doktora gitmiş olurdum ve vertigo ataklarımı prensesler gibi steril odalarda karşılar, başımdan hemşire, doktor eksik olmazdı.

Türkiye’ye haber salıyoruz, sağ olsun canım arkadaşlarım doktorlara mesaj atıyor. Hap B kategorosinde, o yüzden hamilelikte zararlı değil ama hamilelerde test yapmak yasak olduğu için, zararsız olduğu da ispatlanmamış. Bu yüzden doktorların çoğu önermiyor, birinden kullanabilirsiniz geri dönüşü geliyor. Kullanmıyorum. Vertigo ile gökyüzüne çıkıp iniyorum, yeni karanlık dünyalar keşfediyorum, sert baş ağrımı pışpışlıyorum. Bu arada tüm makaleleri okuyoruz ilaçla ilgili, hiç birinde zarar tespit edilmemiş, ama çalışmayı yeterli bulmuyorlar.

Çok geçmeden, ısrarlarım sonucu eşim manevra hareketlerini yapmayı kabul ediyor. Çok basit bu hareketler kulağımda gezintiye çıkmış kristalcikleri yerine oturtabilen bir metod. 2 ayrı metodu denedikten sonra, kelimenin tam anlamıyla kendimden geçiyorum. Uyandığımda nerede olduğumu bir kaç saniye hatırlayamadığım derin bir uykudan kalkıyorum. Olmadı, işe yaramıyor, hatta eskisinden daha yıpranmış hissediyorum.

Eşim evde, elim ayağım oluyor, sayesinde biraz daha iyiyim.. 7. haftaya giriyoruz ve sonunda “midwife” arıyor. Bir adres veriyor gidip orada form dolduracakmışız. 3 gündür evden çıkamamışım, kafam hep dumanlı ve ağrı geçmedi. Şimdi çıkma vakti. Gidiyoruz ve formu dolduruyoruz. Formda benim ve yakınlarımız ile ilgili ayrıntılı sorular var. Etnik grubumuzdan, dinimize kadar her şeyi soruyorlar. O sırada doğumu nerede yapacağımızı da işaretlememizi istiyorlar. İlk seçenek evde doğum ve iki başka hastane daha var. Hastanelerin fotograflarına bakıp gözümüze iyi görüneni işaretliyoruz. Sonradan diğer arkadaşlarımızın da o hastaneyi seçtiğini öğrendiğimizde rahatlıyoruz.

Artık midwife verdiğim bilgileri değerlendirip bizi arayacak. Bu defa sağlık merkezinden ben, bebek ve sol tarafımda vertigo aynı vücutta gülümsemeden çıkıyoruz.

Oysa ben de normal dertleri olan bir hamile olmak istiyorum sadece…

Üstelik hala doktor da ebe de görememişiz…

Sonra hafif mide bulantılarım başlıyor. Aslında onlar 30 yıl önce falan başlamıştı ama kesin hamileliktendir çöp kokusuna midemin bulanması falan. Karnımda ise anormal bir şişkinlik var, bebek diye seviyorum ama bu kadar büyük olmaması gerek biliyorum. Hemen doktora soruyorum demek isterdim ama youtube’a soruyorum. Gaz olması muhtemelmiş…

Başımı sabitleyip düşünebildiğim zamanlarda yeme düzenime odaklanıyorum. Zaten Türkiye’den takviyeler getirtmiştim, Omega3, B12 ve D vitamini alıyorum. Ayrıca burada hamillerde çok popüler olan Folik asit ile karışık ayrı bir takviye alıyorum. Zaten çoğunlukla iyi besleniyordum da şimdi az pişmiş et ve yumurta yememem gerektiğini (resmen suşi yok) yeşilliklerin iyi yıkanmış olmasından emin olmam gerektiğini (dışarıda salata yemezsem ne yerim), bazı bitki çaylarını içmemem gerektiğini (adaçayı gibi), maydanoz başlarda tüketmemem gerektiğini (ben maydonuzun direk suyunu içmiştim haberim yokken) biliyorum.

Hamile kalmadan bana seni en çok ne kaygılandırır diye sormuş olsaydınız, büyük ihtimalle kahve derdim. Kilolar, doğum, çocuk bakımından üstte geliyor, evet. Bir bağımlıya bırak demek işe yaramaz diye düşünüyordum. Nefis kahve kokularının arasında oturup, “turmeric latte” yudumlarken sandığım kadar zorlanmadım. Hayatımda 3 gün üst üste kahve içmediğim gün olmadığı için, vücut şoka girer mi acaba diye de düşünmedim değil. Aslında bazı doktorlar günde 1 fincan içebilirsiniz dese de, gereksiz kafein bu durumda almama gerek yok. Ama kendime ayda bir filtre, 1 de kafeinsiz içme hakkı veriyorum. İstersem kullanırım, istemezsem onu da içmem. En büyük sorunu yendiğime göre doğum falan vız gelir herhalde. Sonuçta kahve içmiyorum, ötesi var mı? Öyle güzel bir kafadayım artık.

Bu bebek bizi seçmiş ve şimdi ne olursa olsun gelmeye karar vermiş. Tüm zorluklarıyla burada, hala bizimle. Çok güçlüsün bebek, biliyorum. Senin için elimizden gelenin en iyisini yapacağız. Hoş geldin bebek!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir