Hoşgeldin Bulantılar, Hayattan Bezmeler

7. haftaya girmemle beraber koku hassasiyetim en üst seviyeye çıkıyor. Zaten her şeyden etkilenen bir yapım vardı, şimdi olacakları tahmin bile edemiyorum. Özellikle evdeki bütün kokular baş düşmanım oldu. Henüz vertigo’dan yeni kurtulmuştum ki yeni bir duvara çarptım.

Yine de sadece bir kez kusmayı ve yediklerimi tutmayı başarıyorum. Buna sebep olan bulaşık makinesinin yıkandıktan sonraki kokusu katlanılmaz boyutlara vardı. Makineyi temizleme deterjanı ile yıkadık ve deterjanı değiştirdik. Bir derece daha iyi oldu. Ama bu mide bulantısı o kadar etkili ki, sadece bu konu hakkında konuşmak bile bulantılara sebep oluyor.

İnsanlar bunun hamileliğin yolunda gittiğine işaret olarak değerlendirse de, küçük bir kısım kadın, hamilelik boyunca hiç bulantı yaşamadan geçiriyormuş. İyi haber ise, genellikle 3. aydan sonra bu durum ortadan kalkıyormuş. Umarım!

Bulantıların bilimsel açıklaması yok, sanırım değişen hormonlarla ilgili. Her beden farklı ve her bedene etkileri de farklı oluyor.

Bana pratisyen hekimi görmek için gittiğimizde verilen dergide, zencefilli kurabiye yemeyi öneriyordu. İnsan neden un ve yağdan oluşan bir kurabiyeyi hamile kadınlara önerir diye eleştirirken, kendimi ilerleyen haftalarda pizza ve makarna peşinde koşarken yakalıyorum. Yakalıyorum ama durduramıyorum!

Ben ki, sabahları avokado ve kahve ile güne başlayan, her gittiği yerde salata yiyen, eve ekmek sokmayan ben! Hatırladınız mı?

Ekmek yemeden midem kendine gelmiyor, pilav olsa, yoğurtlu makarna olsa diye yanıp tutuşuyorum. Dışarıda pizza yemeye, en sevdiğim kafede sandviçlerin başında beklemeye başladığımda buna bir son vermem gerektiğini anlıyorum.

Neyse ki, güzel şeftali ve kiraz bulabiliyorum. Aldığımız her 3 karpuzdan biri idare eder çıkıyor ve beni ferahlatıyor.

8. hafta ile birlikte İstanbul’a uçuyorum. Uzun bir yolculuk, otobüs, uçak ve beklemelerle 1 gün sürüyor. Vertigodan korkuyorum ama yinde de göze alıyorum. Artık bir doktor görmenin vakti geliyor. Çünkü ebe ile randevuma daha 3 hafta var!

 

İstanbul’un en iyi hastanelerinden birinde, bir profesörden randevu alıyorum, çok heyecanlıyım. Bütün testlerimi yaptırmak, bebeğin iyi olduğunu öğrenmek, şanslıysam kalp atışlarını dinlemek istiyorum.

Profesör doktor hanım, bebeğin kalp atışını ekrandan gösteriyor ve bana tek öğüdü, kendimi zorlamamam ve tost yiyip çay içmem oluyor! Gözlerim fal taşı gibi açılıyor ama ağzımı açamıyorum her zamanki gibi. Oysa hiç bulantılardan bahsetmemişim, nasılsın diye bile sormamış. Odadan çıkıyorum, söyleyecek başka bir şeyi yok. O sırada aklıma geliyor, ya testler?

Tüm testlerim yapılsın, kan değerlerime bakılsın istiyorum. Doktor Hanım gereksiz görüyor. Gereksiz! Ama neyse ki Türkiye’de istediğiniz zaman tüm değerlerinize sağlık ocağında bile ücretsiz baktırabiliyorsunuz. Gereksiz yere D vitamini, demir sayımı falan yani, hobi olarak…

Başka bir doktora gidiyorum. Sıradan bir özel hastane, uzman doktor. Her şeyi detaylıca anlatıyor ve ekliyor, bu dönemde beslenme çok önemli. Unu ve şekeri hayatından çıkar, hareket et. Haklsın doktor, tekrar görüşmek üzere, yine geleceğim!

Ayrıca vertigo için de başka bir doktorla görüşüyorum, o da bana kartına numarasını yazıyor, zor durumlar için. Bilse ne kadar kıymetli…

2 ayı geride bırakırken hala tam olarak hamileliğe adapte olmuş sayılamam. Her kadın bu durumu kendine özgü yaşıyor olmalı. 9. hafta ile birlikte yeni adımlar atmalı ve onun için elimden gelenin en iyisini yapmalıyım.

Canım bebek, her şeye rağmen içimde tüm gücünle yaşama tutunmaya çalışırken, annen dünyevi sebeplerden canını sıkıyor olsa da, sen ona aldırma, ona güçlü olmayı ve ayakta kalmayı öğretiyorsun bile şimdiden..

Senin tek başına verdiğin mücadelenin yanında, anneninki hiç bir şey değil, biliyorum. Ama senden hayata tutunmayı ve yaşamayı sevmeyi öğreniyorum…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir